Türk Ceza Kanunu’nun “Topluma Karşı Suçlar” başlıklı üçüncü kısmının “Kamunun Sağlığına Karşı Suçlar” bölümünde düzenlenen trafik güvenliğini tehlikeye sokma suçu, toplumun genel güvenliğini ve bireylerin hayat, sağlık ve malvarlığı değerlerini koruma amacı gütmektedir. 2. Maddenin birinci fıkrası; kara, deniz, hava veya demiryolu ulaşımının güvenliğini sağlamak için konulan işaretlerin değiştirilmesi, bozulması, yollara engel konulması veya teknik sisteme müdahale edilmesi suretiyle başkalarının hayatı, sağlığı veya malvarlığı bakımından bir tehlikeye neden olunmasını yaptırıma bağlamıştır. İkinci fıkra ise bu ulaşım araçlarının, kişilerin hayatı, sağlığı veya malvarlığı açısından tehlikeli olabilecek şekilde sevk ve idare edilmesini ayrı bir suç olarak tanımlamaktadır. Trafikte “makas atmak”, ters şeritte ilerlemek veya aşırı hız yaparak diğer sürücülerin can güvenliğini riske atmak gibi eylemler bu fıkra kapsamında değerlendirilmektedir.
Hukuki niteliği itibarıyla bu suç bir “zarar suçu” değil, “somut tehlike suçu”dur. Somut tehlike suçu olmasının en önemli sonucu, suçun tamamlanmış sayılması için herhangi bir kazanın meydana gelmiş olması veya bir kişinin fiziksel zarara uğramış olması şartının aranmamasıdır. Kanuni tanımda yer alan tehlikeli hareketin gerçekleştirilmesi ve bu hareketin objektif olarak bir tehlike doğurmaya elverişli olması cezalandırma için yeterlidir. Bu bağlamda, trafik düzenine salt aykırılık (örneğin sadece ehliyetsiz araç kullanmak) suçun oluşumu için yetmemekle birlikte, bu aykırılığın somut bir tehlike ile birleşmesi durumunda ceza hukuku devreye girmektedir. Dolayısıyla, bir kaza gerçekleşmese dahi toplumun huzuru ve trafik güvenliği ciddi şekilde sarsıldığı an bu suç vücut bulur.
Alkol veya Uyuşturucu Etkisinde Araç Kullanma (TCK 179/3)
TCK’nın 179. maddesinin üçüncü fıkrası, alkol veya uyuşturucu madde etkisiyle emniyetli bir şekilde araç sevk ve idare edemeyecek halde olunmasına rağmen araç kullanılmasını yaptırıma bağlamaktadır. Bu fıkranın uygulanabilmesi için sadece alkol almış olmak yeterli görülmemekte, kişinin aldığı maddenin etkisiyle “güvenli sürüş yeteneğini” kaybetmiş olması şartı aranmaktadır. Karayolları Trafik Kanunu (KTK) ve ilgili mevzuatta yapılan düzenlemelerle, yapılan tespit sonucunda kandaki alkol miktarının 1.00 promil ve üzerinde çıkması halinde, kişinin emniyetli bir şekilde araç sevk ve idare edemeyecek halde olduğu kanunen kabul edilmektedir. Yargıtay’ın ve Adli Tıp Kurumu’nun yerleşik kriterlerine göre, 1.01 promil ve üzeri alkol seviyesine sahip sürücülerin bireysel farklılıkları gözetilmeksizin emniyetli sürüş yeteneklerinin olumsuz etkilendiği tıbben ve hukuken kabul görmüştür.
Alkol miktarının 1.00 promilin altında olduğu durumlarda ise suçun oluşup oluşmadığı, sürücünün harici davranışları, olay tutanağındaki gözlemler ve yapılacak detaylı bir hekim muayenesi ile saptanmalıdır.. Bu seviyedeki alkol kullanımında kişide dikkat azalması, çevresel uyarıların algılanmasında yavaşlama ve koordinasyon bozukluğu gibi güvenli sürüşü engelleyen arazların varlığı araştırılmaktadır. Öte yandan, sürücü belgesinin alkol sebebiyle daha önceden geri alınmış olması veya sanığın yüksek promilli olarak yoğun bir trafikte kural ihlali yaparak seyretmesi gibi durumlar, failin sadece taksirle değil, tehlikeli sonucu kabullenerek olası kastla hareket ettiğine dair ciddi bir emare olarak kabul edilmektedir.
Trafik güvenliğini tehlikeye sokma suçu, kanun sistematiği içinde kasten işlenebilen bir suç olarak düzenlenmiştir. Failin, aracını kişilerin hayatı veya malvarlığı açısından tehlike yaratacak şekilde sevk ettiğini bilmesi ve bu iradeyle hareket etmesi (genel kast) suçun oluşumu için yeterlidir; ayrıca özel bir saik aranmaz. Eğer failin eylemi kasta değil de yalnızca dikkatsizlik ve tedbirsizliğe, yani taksire dayanıyorsa, bu suçun oluştuğundan söz edilemez; zira TCK karayolu ulaşımında taksirle tehlikeye neden olmayı bir suç tipi olarak öngörmemiştir. Kural ihlalinin kasta değil taksire dayalı olarak yapıldığı ve bunun sonucunda bir yaralanma veya ölüm meydana geldiği hallerde fiil artık tehlike suçu olmaktan çıkarak taksirle öldürme veya yaralama suçuna dönüşür.
Uygulamada, alkollü şekilde araç kullanarak taksirle ölüme veya yaralanmaya sebebiyet veren fail hakkında, trafik güvenliğini tehlikeye sokma suçundan ayrıca ceza verilmemekte; bu suçun somut bir zarara yol açması nedeniyle zarar suçunun (taksirle öldürme/yaralama) içinde eridiği kabul edilmektedir. Ancak failin eylemi sonucunda bir zarar doğmamışsa, sadece somut tehlike oluşmuşsa TCK 179 uyarınca cezalandırma yoluna gidilir. Sonuç olarak, bu suç tipi toplum düzenini sarsan tehlikeli davranışları henüz bir zarar doğmadan engellemeyi hedeflerken, zararın doğduğu noktada yerini daha ağır yaptırımları olan şahıslara karşı suçlara bırakmaktadır.