Ceza muhakemesi hukuku, bozulan toplumsal düzenin yeniden sağlanması suretiyle toplumdaki hukuksal barışın devamını temin etmeyi ve maddi gerçeğe ulaşmayı hedefler. Suç şüphesinin yetkili mercilerce öğrenilmesinden iddianamenin kabulüne kadar geçen evre “soruşturma” olarak adlandırılmaktadır. Cumhuriyet savcısı, bir suçun işlendiği izlenimini veren bir hâli öğrenir öğrenmez kamu davasını açmaya yer olup olmadığına karar vermek üzere hemen işin gerçeğini araştırmaya başlar.
Soruşturma evresi sonunda toplanan deliller, suçun işlendiği hususunda “yeterli şüphe” oluşturuyorsa, Cumhuriyet savcısı bir iddianame düzenlemekle yükümlüdür. Yeterli şüphe, toplanan deliller ışığında sanığın mahkûm olma ihtimalinin beraat etme ihtimalinden daha kuvvetli olması durumunu ifade eder. Bu şüphe derecesi, yalnızca karinelere, soyut ve kişisel yorumlara veya varsayımsal öngörülere dayandırılamaz. Cumhuriyet savcısı, elde ettiği hukuka uygun deliller neticesinde yeterli şüpheye ulaştığında iddianame düzenleyerek görevli ve yetkili mahkemeye hitaben kamu davasını açma görevini yerine getirir. İddianame, kamu davası açmadaki temel fonksiyonuyla ceza yargılamasının temelini oluşturur ve sınırlarını çizer.
Ceza Muhakemesi Kanunu (CMK) m. 170 uyarınca, iddianamenin taşıması gereken ve kanunda açıkça belirtilen zorunlu unsurlar bulunmaktadır. Görevli ve yetkili mahkemeye hitaben düzenlenen iddianamede şu hususların bulunması emredici bir kuraldır:
- Şüphelinin kimliği ve müdafii
- Maktul, mağdur veya suçtan zarar görenin kimliği ile vekili veya kanunî temsilcisi
- Açıklanmasında sakınca bulunmaması halinde ihbarda bulunan kişinin kimliği ile şikâyette bulunan kişinin kimliği ve şikâyetin yapıldığı tarih
- Yüklenen suç ve uygulanması gereken kanun maddeleri (sevk maddeleri)
- Yüklenen suçun işlendiği yer, tarih ve zaman dilimi
- Suçun delilleri ile şüphelinin tutuklu olup olmadığı, tutuklanmış ise gözaltına alma ve tutuklama tarihleri ile bunların süreleri
Bunun yanı sıra, CMK m. 170/4 hükmü gereği iddianamede, yüklenen suçu oluşturan olaylar, mevcut delillerle ilişkilendirilerek açıklanmalıdır. Cumhuriyet savcısı, yalnızca delilleri alt alta sıralamakla yetinemez; delilleri değerlendirme faaliyeti de yürüterek olaylar ve deliller arasındaki illiyet bağını açıkça ortaya koymalıdır. Yüklenen suçu oluşturan olaylar ve suçun delilleriyle ilgisi bulunmayan gereksiz bilgilere iddianamede kesinlikle yer verilmez.
Modern ceza muhakemesinde, iddia makamının amacı salt sanığı cezalandırmak değil, maddi gerçeği tarafsız bir biçimde ortaya çıkarmaktır. Bu doğrultuda, CMK m. 160/2 uyarınca Cumhuriyet savcısı, adil bir yargılamanın yapılabilmesi için şüphelinin yalnızca aleyhine olan delilleri değil, lehine olan delilleri de toplayarak muhafaza altına almak ve şüphelinin haklarını korumakla yükümlüdür.
Bu tarafsızlık ilkesinin iddianamedeki yansıması olarak, CMK m. 170/5 hükmü gereği iddianamenin sonuç kısmında, şüphelinin sadece aleyhine olan hususlar değil, lehine olan hususlar da ileri sürülür. Savcının sanığın lehine olan hususları iddianamede gösterme zorunluluğu, adil yargılanma hakkının ve silahların eşitliği ilkesinin en temel gerekliliklerinden biridir. Bu durum, şüphelinin suçsuzluk karinesinin korunmasına hizmet eder ve savunma makamının iddialara karşı sağlıklı bir hazırlık yapabilmesini sağlar.
Cumhuriyet savcısı tarafından düzenlenen iddianame, mahkeme tarafından on beş gün içinde incelenir. Kanun koyucu, eksik veya hatalı soruşturma neticesinde hazırlanan iddianamelerle yargılama yapılmasını önlemek amacıyla “İddianamenin İadesi” kurumunu düzenlemiştir. CMK m. 174/1 uyarınca mahkeme aşağıdaki hallerde iddianameyi Cumhuriyet Başsavcılığına iade eder:
- İddianamenin CMK m. 170’te belirtilen zorunlu unsurlara aykırı olarak düzenlenmesi.
- Suçun sübutuna doğrudan etki edecek mevcut bir delil toplanmadan düzenlenmesi (mutlak sübuta etki edecek delillerin eksikliği).
- Ön ödeme, uzlaştırma veya seri muhakeme usulüne tâbi olduğu soruşturma dosyasından açıkça anlaşılan işlerde bu usuller uygulanmaksızın düzenlenmesi.
- Soruşturma veya kovuşturma yapılması izne veya talebe bağlı olan suçlarda izin alınmaksızın veya talep olmaksızın düzenlenmes,.
İade kararlarında dikkat edilmesi gereken en önemli istisna ise fiilin nitelendirilmesidir. CMK m. 174/2 gereğince, suçun hukukî nitelendirilmesi sebebiyle iddianame iade edilemez. Çünkü mahkeme, fiilin hukuki nitelendirmesinde iddia makamının görüşü ile bağlı değildir; yargılama sırasında fiilin vasfının değişmesi halinde CMK m. 226 uyarınca sanığa ek savunma hakkı verilerek değişen nitelendirme üzerinden hüküm kurulabilir. Bu nedenle sadece sevk maddelerinin farklı değerlendirilmesi bir iade sebebi sayılmaz.
İddianamenin mahkeme tarafından iade edilmeyip kabul edilmesiyle birlikte kamu davası açılmış olur ve “kovuşturma” evresi başlar. Ceza muhakemesinde “davasız yargılama olmaz” ilkesi geçerlidir; yani bir fiil hakkında yargılama yapılabilmesi için o fiilin suç teşkil ettiğinin usulünce iddia edilmesi zorunludur. Bu kuralın bir yansıması olarak CMK m. 225/1 hükmü gereğince, hüküm ancak iddianamede unsurları gösterilen suça ilişkin fiil ve fail hakkında verilir. İddianamede açıklanan ve suç oluşturduğu iddia olunan eylemin dışına çıkılması, davaya konu edilmeyen bir eylemden yargılama yapılması kanuna açıkça aykırıdır,. Dolayısıyla iddianamenin kusursuz bir şekilde, maddi gerçeği tam yansıtarak ve hukuki nitelemeyi delillerle destekleyerek düzenlenmesi, hem sanığın adil yargılanma hakkı hem de adaletin gecikmeksizin tecellisi açısından hayati bir öneme sahiptir.