Türk Ceza Hukuku uygulamasında, bir kişinin vücut dokunulmazlığına yönelen saldırılarda suçun hukuki nitelendirmesinin yapılması, yargılamanın en kritik ve tartışmalı aşamalarından birini oluşturur. Suçun temel şekilleri incelendiğinde; kasten öldürme suçu 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun (TCK) 81. maddesinde “bir insanı kasten öldürmek” olarak tanımlanırken; kasten yaralama suçu 86. maddede kişinin vücuduna acı verilmesi, sağlığının veya algılama yeteneğinin bozulması olarak belirlenmiştir.

Fiil (eylem) bazen her iki suç tipi için de tamamen aynı olabilir; örneğin failin mağduru bıçakla tek bir darbe ile yaralaması durumu her iki madde kapsamında da değerlendirilebilir.. Ancak icra edilen hareket sonucunda ölüm neticesi gerçekleşmemişse, bu fiilin “öldürmeye teşebbüs” (TCK 35) mü yoksa “kasten yaralama” mı olduğu sorunu ortaya çıkar. Bu ayrımı sağlayan yegâne unsur, failin dış dünyaya yansıyan eyleminden ziyade, iç dünyasında saklı olan ve “kastın belirlenmesi” olarak adlandırılan iradesidir.

Yargıtay Kriterlerine Göre Kastın Tespiti

Yargıtay Ceza Genel Kurulu (YCGK) ve ilgili ceza daireleri, failin iç dünyasındaki niyetini (öldürme mi yoksa yaralama mı?) şüpheye yer bırakmayacak şekilde saptamak amacıyla bir dizi objektif kriter geliştirmiştir. Bu kriterler kümülatif bir gereklilik olmasa da bir bütün olarak değerlendirilerek kastın yönü tayin edilir:

  • Suçta Kullanılan Aletin Elverişliliği: Kullanılan aracın öldürmeye elverişli olup olmadığı (örn: ateşli silah, namlu uzunluğu fazla olan bıçak, balta) kastın tespitinde ilk basamaktır. Örneğin, 29,5 cm uzunluğunda kanlı bir bıçak, sadece yaralama kastıyla açıklanması zor bir araçtır.
  • Darbe Sayısı ve Şiddeti: Mağdura yöneltilen darbelerin sayısı arttıkça (örn: 23 bıçak darbesi), failin öldürme kastıyla hareket ettiği ihtimali güçlenir. Tek bir darbe ise aksine kanıt yoksa yaralama kastını düşündürebilir.
  • Darbelerin Yöneldiği Vücut Bölgeleri: Darbelerin baş, göğüs veya batın gibi hayati öneme haiz bölgelere yönelmiş olması öldürme kastının en önemli belirtisidir.. Bacak veya kol gibi bölgeler ise kural olarak yaralama kastına işaret eder.
  • Fail ile Mağdur Arasındaki Husumet: Taraflar arasında olay öncesine dayalı, öldürmeyi gerektirecek yoğunlukta bir husumetin (örn: kan davası, ağır namus davası) bulunup bulunmadığı kastın yönünü belirlemede yardımcı bir unsurdur.
  • Failin Eylemine Son Verme Nedeni: Failin eylemine, arzu ettiği sonucu almasına engel bir dış müdahale (örn: tanıkların araya girmesi, polisin gelmesi) nedeniyle mi yoksa kendiliğinden (gönüllü olarak) mi son verdiği kritik önemdedir. Hiçbir engel yokken eylemi bırakan failin yaralama kastıyla hareket ettiği kabul edilebilir.
  • Olay Sonrası Failin Mağdura Yönelik Tavrı: Failin, yaraladığı mağdura yardım edip etmediği, ambulans çağırıp çağırmadığı veya onu kaderine terk edip kaçıp kaçmadığı kastın tespiti için değerlendirilir.

Neticesi Sebebiyle Ağırlaşmış Yaralama (TCK 87) ile Ayrım

Bir eylemin mağdurda hayati tehlike yaratmış olması, o eylemin otomatik olarak “kasten öldürmeye teşebbüs” olduğu anlamına gelmez. TCK’nın 87. maddesinde düzenlenen “neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama”, failin yaralama kastıyla hareket ettiği ancak öngörülebilir bir ağır neticenin (hayati tehlike, organ işlevi yitirilmesi) gerçekleştiği halleri kapsar. Ayrım noktası yine kasttır; eğer fail öldürmek için değil de sadece zarar vermek için vurmuş ve sonuç hayati tehlikeye varmışsa, suç vasfı kasten yaralamadır.

Suç vasfının tayini, sanığa verilecek ceza miktarında  farklılıklar yaratır. Vasıf değişikliği sanığın on yıldan fazla bir süre hürriyetinden yoksun kalıp kalmayacağını belirleyen hayati bir karardır.

Yargıtay Ceza Genel Kurulu kriterlerine göre, bir fiilin öldürmeye teşebbüs mü yoksa kasten yaralama mı olduğu belirlenirken, failin kastının ne olduğu her türlü şüpheden arınmış, somut ve kesin delillerle ispatlanmalıdır. Failin kastının öldürmeye yönelik olduğu tam bir vicdani kanaatle saptanamadığı, şüphede kalındığı durumlarda, evrensel bir ilke olan “şüpheden sanık yararlanır” (in dubio pro reo) kuralı uyarınca, sanık lehine olan yaralama kastının kabul edilmesi gerekir..