Türk infaz hukuku sistematiğinde hapis cezasının infazı kural olarak kararın kesinleşmesiyle birlikte derhal başlasa da, 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun (CGTİHK) hükümlülerin kişisel, sosyal ve ekonomik durumlarını gözeterek infazın ertelenmesine imkân tanımıştır. Bu kapsamda CGTİHK’nın 17. maddesinde düzenlenen “istem üzerine erteleme”, hükümlünün şahsi mazeretlerine dayanan ve infaza henüz başlanmamış olması şartına bağlı bir müessese olarak karşımıza çıkmaktadır. Kanun koyucu bu haktan yararlanabilmek için ceza miktarı bakımından ikili bir ayrım öngörmüştür; buna göre kasten işlenen suçlarda toplam üç yıl, taksirle işlenen suçlarda ise toplam beş yıl veya daha az süreli hapis cezasına mahkûm olanların talebi halinde infaz ertelenebilmektedir. Erteleme kararı verme yetkisi tamamen Cumhuriyet Başsavcılığı’nın takdirinde olup, başsavcılık bu yetkiyi kullanırken hükümlünün yükseköğrenimini bitirebilmesi, ana, baba, eş veya çocuklarının ölümü ya da bu kişilerin sürekli hastalık ve engellilikleri nedeniyle ailenin ticari faaliyetlerinin yürütülebilmesinin imkânsız hale gelmesi gibi zorunlu durumları değerlendirir.
Bu tür bir erteleme isteminin kabulü için Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından hükümlüden bir güvence (teminat) gösterilmesi veya mazeretini destekleyici belgeler sunması istenebilir. Erteleme süresi kural olarak her defasında bir yılı geçmemek üzere en fazla iki kez uygulanabilmektedir. Ancak bazı suç tiplerinden mahkûm olanlar için bu kanuni imtiyaz tamamen kapatılmıştır; nitekim terör suçları, örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenen suçlar, cinsel dokunulmazlığa karşı işlenen suçlar ve mükerrirlere özgü infaz rejimi uygulananlar ile disiplin hapsi mahkûmları şahsi mazeretle erteleme hakkından hiçbir şekilde yararlanamazlar. Bu düzenleme, bir yandan hükümlünün sosyal hayatındaki hayati aksamaları önlemeyi amaçlarken diğer yandan kamu güvenliğini ve infazın caydırıcılığını koruma dengesini gütmektedir.
Hastalık ve Engellilik Durumlarında İnfazın Ertelenmesi ve Usulü
CGTİHK’nın 16. maddesi, hükümlünün sağlık durumunun infaz kurumunda kalmaya elverişli olmaması halini “hukuki bir zorunluluk” olarak ele alarak infazın ertelenmesi rejimini belirlemiştir 10. Maddenin ilk fıkrası uyarınca akıl hastalığına tutulan hükümlülerin cezasının infazı doğrudan geri bırakılmakta ve bu kişiler iyileşinceye kadar TCK’nın 57. maddesinde öngörülen yüksek güvenlikli sağlık kurumlarında koruma ve tedavi altına alınmaktadır. Akıl hastanesinde geçen bu süreler, hükümlünün cezaevinde geçirdiği sürelerden sayılmakta ve infazından düşülmektedir. Akıl hastalığı dışındaki “diğer hastalıklar” söz konusu olduğunda ise sistem daha katı bir denetim mekanizması işletmektedir; bu durumda infaza resmi sağlık kuruluşlarının mahkûmlara ayrılan bölümlerinde devam edilmesi esastır. Ancak hapis cezasının infazı hükümlünün hayatı için kesin bir tehlike teşkil ediyorsa veya hükümlü maruz kaldığı ağır bir hastalık veya engellilik nedeniyle ceza infaz kurumu koşullarında hayatını yalnız idame ettiremiyorsa infazın ertelenmesi gündeme gelebilir.
Söz konusu “hayatını yalnız idame ettirememe” kriterinin tespiti ve infazın geri bırakılması kararı için tıbbi bir kesinlik şarttır; bu karar ancak Adli Tıp Kurumu’nca düzenlenen ya da tam teşekküllü bir devlet hastanesinin sağlık kurulunca hazırlanıp Adli Tıp Kurumu tarafından onaylanan bir raporla verilebilir. Cumhuriyet Başsavcılığı, bu rapor üzerine hükümlünün toplum güvenliği bakımından ağır ve somut bir tehlike oluşturmayacağını da değerlendirerek infazı iyileşinceye kadar geri bırakabilir. Erteleme süresi boyunca hükümlünün sağlık durumu belirlenen aralıklarla, genellikle birer yıllık dönemlerle, yeniden incelettirilir ve iyileşme saptanması durumunda erteleme kararı Cumhuriyet Başsavcılığınca kaldırılarak infaz süreci yeniden başlatılır. Bu süreçte hükümlünün bulunduğu yer kolluk birimlerince izlenebilmekte ve yükümlülüklere aykırı davranılması halinde erteleme imkânı derhal sonlandırılmaktadır.
Gebelik, Doğum Süreci ve Erteleme Kararının Geri Alınması
Hukuk sistemimiz, insan onurunu ve çocuk sağlığını korumak amacıyla hamilelik ve doğum durumlarına özel bir infaz rejimi öngörmüştür. CGTİHK’nın 16. maddesinin dördüncü fıkrasına göre hapis cezasının infazı, gebe olan veya doğurduğu tarihten itibaren bir yıl altı ay geçmemiş bulunan kadınlar hakkında otomatik olarak geri bırakılır. Bu sürenin sonunda çocuğun yaşamını yitirmesi veya annesinden başka birine teslim edilmesi gibi durumların varlığı halinde, doğum tarihinden itibaren iki ay geçince cezanın infazına başlanmaktadır. Ancak bu insani uygulama mutlak değildir; ceza infaz kurumuna girdikten sonra gebe kalanlardan koşullu salıverilmesine altı yıldan fazla süre kalanlar ile eylem ve tutumları nedeniyle toplum için tehlikeli sayılanlar bu erteleme hakkından mahrum bırakılarak cezalarını kendileri için hazırlanan uygun bölümlerde infaz ederler. Bu ayrım, hem annelik haklarını korumayı hem de kamu düzenine yönelik riskleri minimize etmeyi hedefleyen fonksiyonel bir yaklaşımdır.
Erteleme kararının devamlılığı hükümlünün bu süreçteki hukuki sadakatine bağlıdır. CGTİHK’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca erteleme süresi içinde hükümlü hakkında kasten işlenen bir suçtan dolayı kamu davası açılması halinde erteleme kararı Cumhuriyet Başsavcılığınca derhal kaldırılarak cezanın infazı başlatılır. Benzer şekilde, mazeretle verilen ertelemelerde hükümlünün göstermiş olduğu mazeretin ortadan kalkması veya kendisine yüklenen denetim yükümlülüklerine, infaz hâkiminin uyarısına rağmen uymamakta ısrar etmesi durumunda da erteleme kararı iptal edilir. Sonuç olarak hapis cezasının ertelenmesi müessesesi, hükümlüye tanınan bir hak olmaktan ziyade, belirli şartlar altında sağlanan geçici bir kolaylık niteliğindedir; bu şartların ihlali, infazın kesintiye uğramadan kapalı ceza infaz kurumunda aynen devam etmesi sonucunu doğurmaktadır.